28 Ekim 2014 Salı

Transcendence ve yapay zeka

  Merhaba, bu yazımda yakın bir tarihte vizyona giren Transcendence isimli bilimkurgu filmindeki yapay zeka kurgusunun başarısından bahsedeceğim. Ama filmi izlemediysen bu yazıyı bu paragraf sonrasında sonlandırmanı ve filmi izledikten sonra devam etmeni tavsiye ederim, spoiller içerir. Ancak farketmez diyorsan o da sana kalmış.

 Filmin başrol oyuncuları arasında Johnny Depp, Rebecca Hall, Paul Bettany ve Morgan Freeman gibi başarılı oyuncular var.  Oyunculuk performansı olarak drama sahnelerinde Rebecca Hall biraz sönük kalmış hatta kötü diyebiliriz. Daha önce vizyona giren benzer temalı ama bana göre başarısız bir film olan Lucy de karşımıza çıkan ve Her filminde inanılmaz bir performansına şahit olduğumuz Scarlett Johansson oynasaydı bu rolde keşke dedim içimden.

 Kurgu neden başarılı şimdi buna değineceğim. Daha önceki yapay zeka teması üzerine çekilen filmlerde karşımıza çıkan yapay zeka robotları, yazılımları akıllı olduğu kadar da şaka yapan, üzülen, nefret edebilen, aşık olabilen duygusal makineler olarak lanse edilmişti. Her ne kadar bilimkurgu da olsa olay burada saçma bir hale geliyordu.

 Teknoloji ne kadar gelişirse gelişmiş olsun duyguları olan bir makine yapmak her ne kadar bilimkurgu da olsa biraz fazla iddialı. Duygu programlanabilir bir yapı değildir. Hatta düşüncelerin tam tersi yönünde hareket edebilir. Daha önce yazmıştım yine yazacağım. İnsan düşünce olarak zeka, duygu ve karakter olarak üç parça halindedir. Zeka analiz ve tahminler yapar, duygu sadece biyokimyasal etkenlere göre hareket eder. Karakter ise zeka ve duygulardan gelen verileri alıp nihai kararı verir ve düşünce yada duygunun eylemini başlatır.

 Örnek olarak, şu anda uzun süredir çalıştığın sevdiğin iş arkadaşlarının olduğu bir işin var, ancak şimdi aldığın maaşın iki katını veren bir iş teklifi aldın. Beynin matematiksel analizlerini yapıp bu seçeneği kullanman yönünde bir sonuç çıkartır. Ancak duyguların arkadaşlarından uzak kalmanın ve yeni bir iş deneyiminin getireceği negatif duygusal yönleri değerlendirip olumsuz yönde oyunu kullanır.

Bu çelişki tam tersi de olabilir. Beynin şu anki işinin geleceğin için daha garanti olduğunu yeni maceraların riskli ve anlamsız olacağını düşünebilir, duyguların ise fazla para kazanmanın seni daha mutlu edeceğini düşünebilir. Net olan şudur, bir çatışma mutlaka olur.

Bir karar verilip eyleme geçilmesi gerekir. Burada ise karakter devreye girer. Beyinden ve duygulardan gelen verileri alır işler ve nihai eylem kararını verir. Bu kararı beyin de duygular da benimser. Karakter düşünme ailesinin reisidir.

İnsan gibi duyguları olabilen bir makine yaratabilmek için bu üç etkeni build etmek gerekir ki bu imkansız, demeyeyim ama çok zordur. Yapay zeka kullanan robotların, düşünen, karar veren, eylem kararı alan merkezleri bir tanedir. Kullanılan sadece beyindir.

Transcendence yapımcıları bunları düşünmüş olacak ki, yapay zekayı tasarlarken insan yapımı bir software değil de insan beynini kopyalayabilen bir software olarak ele almışlar. Bence filmin en can alıcı ve en başarılı kısmı buradaki kurgu düzeniydi.
Fimin ortalarına doğru yapay zeka ile insanlar arasında oluşan fikir ayrılıkları işlenmiş. Bu bölümlerde insan beyninin kendisinden daha fazla düşünebilen beyinlere karşı olan muhalefeti başarıyla ele alınmış. Aşk harika bir biçimde işlenmiş.

Filmden pek çok felsefi sonuç çıkartılabilir, ama uzun bir yazı oldu. Unutmadan devamı da çekilecek.