16 Ocak 2016 Cumartesi

Sql Server Database Column Search

Merhaba, bu yazımda benim de büyük projelerde sıkca kullandığım bir Sql Server fonksiyonunu paylaşayım istedim.

Projenizde 100 küsür tablonuz var ve her zamanki gibi zamanınız önemli. Bir kolonun hangi tabloda olduğunu tespit etmeye çalışıyorsunuz. Kolonun tam ismini de bilmiyorsunuz ama bir hece aklınızda.

Aşağıdaki fonksiyonu bur tür senaryolar için kullanabilirsiniz. İyi çalışmalar.

CREATE FUNCTION FIND_COL ( @PRM NVARCHAR(50) )
RETURNS @TBL TABLE (TABLE_NAME NVARCHAR(50),SCHEMA_NAME NVARCHAR(50),COLUMN_NAME NVARCHAR(50))
AS
BEGIN
      INSERT @TBL
      SELECT T.NAME AS TABLE_NAME,
             SCHEMA_NAME(schema_id) AS SCHEMA_NAME,
             C.NAME AS COLUMN_NAME
             FROM sys.tables AS T
             INNER JOIN sys.columns C ON T.OBJECT_ID = C.OBJECT_ID
             WHERE C.NAME LIKE '%'+@PRM+'%'
             ORDER BY SCHEMA_NAME, TABLE_NAME;
   RETURN
   RETURN

END


--Call--

SELECT * FROM FIND_COL('PASS')

--Output--

9 Ocak 2016 Cumartesi

Statuplarda hızın anlam ve önemi

Merhaba,
Bu yazımda Startup projelerinde öneminin olması gerektiği kadar farkında olmadığımızı düşündüğüm hız kavramı hakkında bir iki paragraf yazmak istedim.

Neler yaşanıyor?
Startup projeleri başlangıçta ekip için oldukça heyecan verici şekilde başlar. Ekip yeni bir ürün çıkartmanın heyacanı ve enerjisi ile işe dört kolla sarılır. İlk başlarda oldukça hızlı bir şekilde ilerleme kaydedilir, ancak proje geliştikçe bu hızı tıkayan engeller oluşmaya başlar, ya teknik anlamda ya operasyonel konulardan. Bir süre sonra bu problemler o kadar çoğalmıştır ki ekibin o ilk günkü heyecanından eser yoktur. Dolayısıyla ürün gelişmesi yavaşladığı için, heyecan olmadığı için ekibin performansı da büyük ölçüde düşmüştür. Zincirleme reaksiyon proje ekibinin küçülmesi yada projenin iptal edilmesiyle sonlanır. Bu bahsettiğim ülkemizde bulunan startup projelerinin %90 ı kadarının başından geçmiş özetidir.

Peki neden böyle oluyor? 
Cevap aslında basit, kontrolsüz bir şekilde hızlı ilerlenmeye çalışılıyor. Hızlı gitmesi düşünülen bir şey diğer her şeyde olduğu gibi ince bir ayar gerektirir. Bu ayar verilmezse hız belirli bir ivme sonunda kontrolden çıkar ve hızlanan her ne ise istenilenden daha farklı bir şekilde sonlanır.

Kontrolsüz hızlanma konusunu açmak istiyorum biraz. Bunun birçok sebebi olabilir. Ancak ülkemizde yaşadan durumlar genelde aşağıdaki başlıklar altında toplanabilir.

İvme nerelerde kontrolden çıkar?

  • Ekip üyelerinin yetenekleri ürünün ihtiyacı ile çatışır. Geliştirme istenildiği gibi yapılamaz ve iş modeli zorunlu olarak değişir.
  • Ekip yöneticilerin ürün sektörü hakkında deneyimi azdır, nasıl pazarlanacak nasıl satılacak konuları deneme yanılma yöntemleri ile tespit edilmeye çalışılır.
  • Ürünün operasyonel maliyeti mecburi olarak fazladır. Yeterli mali kaynak yoktur, ve daha ucuz maliyetlerle ihtiyaç karşılanır(bu benim başıma gelen durum oluyor)
  • Ekip yöneticileri öylesine dağınık o kadar kontrolsüzdür ki, kimin ne yaptığını, ne yapacağını ekip üyelerine sorarak bilir. Ürün gelişmesine parelel olarak artan iş parçaları belirli bir yönetim disiplini olmadığı için takip edilemez duruma gelmiştir. Bu durumda ya kontrollü yavaşlama uygulanır ya da uzun uzun toplantılar yapılır, uygulanan iş parçalarının ürüne olan etkisi yöneticilere aktarılmaya çalışılır. (bu durum için 2 istifa vermişliğim var)
  • Ekip yöneticilerinin tepeden inme olmaları sonucunda gelişmelere hakim olamıyor yada geç kalıyor oluşu.

Peki nasıl hareket etmek gerekir? 
Hız düşemez, düşmemeli. Bu önemli. Ama hızlı giderken kontrolü kaybetmemek için executing öncesi planlama dikkatlice yapılmalıdır. Ancak bu demek değildir ki ürün çıkmadan önce planını yapalım sonra hop diye ürün çıksın. Böyle bir plan yapılamaz, çünkü tüm olasılıklar executing öncesinden tahmin edilemez.  Planlama ve uygulama kısa aralıklarla yapılmalıdır, örneğin haftalık yada 10 günlük gibi. Executing sırasında da bir sonraki planning hakkında veri toplanır. Böylece kısa kısa ama hızlı ve net adımlarla ilerlenir. Bunun sonucunda ürününüz gelişir, ekibin motivasyonu düşmez, pozitif enerjiyi hissedersiniz. Ki istenilen de budur.

Biraz felsefe

Merhaba,
Bu yazımda biraz felsefe yapayım istedim kendimce. Mümkün olduğunca herkesin anlayacağı bir şekilde yazmaya çalışacağım nacizane.

İçinde bulunduğumuz evren bir çoğunu henüz bilmediğimiz çeşitli canlı cansız varlıkları barındıran bol sıfırlı ışık yılları genişliğinde bir yer ve daha yaşı da çok genç. Halen devam eden büyük bir patlamanın içindeyiz. Ancak her ne kadar evren hakkında cahil olsak da, dünyamızdaki çeşitlilik ile ilgili pek çok bilgiye sahibiz. Okyanus derinliklerinde yaşayan bakterileri yada taş devrinden bu yana nesli tükenmiş canlıları biliyoruz.
Çok çok fazla çeşitlilik var, ama aslında bu bir yanılsama olabilir mi?

Enerjinin korunumu yasasına göre, her madde enerjinin değişik bir halidir. Yani aslında madde ve enerji aynı şeydir. Var olan her canlı cansız nesne belirli miktarda enerjinin bir araya gelmesiyle oluşur. Her şeyin bir varoluş sebebi budur. Bu çiçek için de böyledir, taş içinde, insan içinde.  Kısaca Mars yüzeyindeki kırmızı toz zerresinden yada Pluton üzerinde bulunan buz parçalarından pek bir farkımız yok. Kullandığımız enerji ise evren oluşurken, Big Bang de açığa çıkan muazzam enerji. Buraya kadar çoğumuzun bildiği fizikten bahsettim.

İşin felsefi tarafına gelirsek, bir üst paragrafta bahsettiklerim de doğru olduğuna göre, evrende aslında evrenin kendisinden başka hiç bir şey yok dersek bu yanlış bir tez olmaz herhalde. Hepimiz Big Bang da açığa çıkan enerjinin farklı varyasyonlarıyız. Bugün insanız, yarın deniz yosunu, daha sonra başka bir şey. Evren yaratılırken de vardık, evren yok oluncaya kadar da var olmaya devam edeceğiz.

Big Bang den bahsettik, evrende var olan her şeyi yaratan öldüren, öldürdüğü şeyi başka bir şey yapan ve bunu sürekli yapan muazzam güçte bir enerji. Bu enerji aslında çeşitli kültürler tarafından farklı farklı şekillerde tasfir edilen, büyük yaratıcımızın ta kendisi olabilir mi? (: Aslında görünmez değil de her yerde sadece kendisini görüyor olabilirmiyiz? Kutsal kitapların bir çoğunda da geçen Tanrı nasıl her yerde olabilir sorusunun cevabı bu olabilir mi? Bilinç dışında kendimize ait hiç bir şeyin olmadığı doğru olabilir mi?

Özlü sözler filan kurmayacağım, özet geçiyorum. Eğer bu konu ilginizi çektiyse ve daha derinlere inmek istiyorsanız Spinoza'nın Ethicasını alıp okuyabilirsiniz.