30 Temmuz 2017 Pazar

Tek sürüşte 208 km ve yemeksiz beslenme programı

Merhaba,

Bu yazımda kendi üzerimde denediğim içeriğinde yemek olmayan bir workout beslenme programından bahsedeceğim. Öncelikle yazdıklarım her hangi bir tavsiye içermez, sadece kendim deneyip verim aldığım bir teknik.

Bir kaç yıl oldu bisiklet sürmeye başlayalı. Kafamda bir süredir günde kaç km yapabilirim sorusu vardı. Bir kaç kez denedim bir problem vardı, gün içinde yemek yedikten sonra kısa olmayan bir süre performansım ciddi anlamda düşüyordu. Yemek molasında yapılan mola da kaslar onarım moduna geçtiği için bir süre ağrılı sızılı sürmek zorunda kalıyordum. Biraz araştırdım, vucudun enerjiyi öncelikli olarak yemeğin sindirilmesinde kullandığı ve kullanılan enerji miktarının da hiç az olmadığı sonucuna ulaştım.

Yine daha önceden yaptığım araştırmalar sonucu protein ve karbonhidrat depolanmasının dengeli olmadığını gördüm. Yani ne kadar protein ve karbonhidrat alırsanız vucut o kadar depoluyor. Ama glikojen(şeker) için bu böyle değil. Bir limit var, daha fazlasını depolamıyor vucut. Ayrıca bazı maraton koşucuların da koşudan bir hafta on gün öncesinde yüksek protein ve karbonhidrat içeren bir diyete girdiklerini öğrendim. Ben de aynı tekniği uygulamaya karar verdim. Bir hafta öncesinde her yemek bol tavuk, bol ekmek (:

Bisiklet süreceğim gün yine geç kalktım malesef, 10:30 da sürmeye başladım. 11:00 da kahvaltı yaptım. 11:30 da 10 saatten fazla süren sürüşüm başladı. Bu süreç içerisinde enerji için şeker oranı yüksek bol bol meyve suyu içtim,(11 lt içmişim). Midemin rahatsız olduğunu hissettiğimde de durup bakkaldan bir browni aldım. Yalnız gazlı her hangi bir şey içmemek gerekli. Vucudunuzun muhtelif bölgelerine giren kramplar ile bozuk bir makine gibi hareket edip insanları korkutabilirsiniz.

Beşiktaş Sarıyer arası gidip geldim. Öğlenden sonra başlayan Ortaköy Bebek arası lanet trafiğe, aptal sürücülere ve sabah geç başlamama rağmen 208 km sürdüm. Enerjim de özellikle güneş battıktan sonra tazelendi, sürüşü sonlandırdığımda halen enerjim yüksekti. Aşağıda Strava çıktısını görebilirsiniz.



Bir sonraki  hedef 300 km (:

19 Haziran 2017 Pazartesi

Kader, kahpe kader.

" Bunun sonucu olarak da, yaşadığımız her şey bilerek veya farkında olamayarak yaptığımız veya yapmadığımız seçimlerin ve onlara verdiğimiz önceliklerin bir sonucudur."

Bir sosyal medya platformu üzerinden zapladığım makalede duyduğum aptal bir cümle oluyor bu. Ben de her ne kadar bunu yazan arkadaşın aksine hakkı yenmiş modern Konfüçyüs olduğumu düşünmesem de kendime göre bir kader teorisinden bahsetmek istiyorum.

Öncelikle ilk paragraftaki cümleyi yazan arkadaşın teorisini çürütelim. Eğer gerçekten bireyin yaşadığı her şey kendi yaptığı seçimlerin bir sonucu olsaydı, Ortadoğu ve Afrika'da, Suriye'de herkes açlıktan, savaşın getirdiği yıkımdan ölmeyi tercih etmek için seçim yapmazdı.Oralardan da dünya tarihinde kendisine yer bulacak sanatçılar bilim adamları yetişirdi. Şimdi benim teorime geçelim.

Şimdi Suriye'de yaşayan 12 yaşında bir çocuğu düşünelim, zavallının etrafı savaş, yıkım. Aile meclisi toplanıp gelecekleri için kararlar alıyor.
Senaryo 1: Topluluk kalıp savaşmayı seçiyor.
Senaryo 2: Topluluk bir şekilde kaçıp Avrupa ya yada Türkiye'ye kapağı atıyor.

Örnekte görüldüğü gibi çocuğun kendi kaderi üzerinde hiç bir etkisi yok, tamamen içinde bulunduğu toplumun eylemlerinin sonuçlarını yaşayacak. Senaryo 1 i atlayalım onun ne olacağı az çok belli çünkü, senaryo 2 gerçekleşti ve aile bir şekilde Türkiye'ye geldi. Ama ailenin parası da bitti, dilenip sokaklarda yaşamaya başladılar. Şimdi bireyin kaderinin yönlendirilebileceği gerçekse, her şeyde bir neden sonuç ilişkisi varsa bunların yaşanmasını sağlayan etkenler nedir?

Bunların yaşanmasına sebep olan şimdi mezarda olan çocuğun ve ailesinin hiç tanımadığı, bir kaç nesil önce ölmüş, aile ile aynı toplulukta olan insanların eylemleri ya da eylemsizlikleridir. Bir savaşın, bir yıkımın çıkabilmesi için, bir yıkım olabilmesi için o topluluğun çok uzun bir süre takım oyunu ile bunu hazırlaması gerekir. (Bkz:Tarih)

Benim teorime göre şöyle basit bir matematik var. Bireyin kaderini ilk önce ailesinin yaptığı ya da yapmadığı eylemler belirler, sonra 2. dereceden yakınlarının arkadaşlarının eylemleri, sonra yaşadığı mahalledekiler, kasabadakiler şehrindeki insanlar, ülkesindekiler. Halka genişledikçe etki puanı ciddi derecede azalır, ancak etki/eylem noktaları iç halkalara göre fazladır.

Peki bireyin kendisinin hiç mi etkisi olmaz kendi kaderi üzerinde? Hep toplum da toplum. Bireyin tabi ki yaşayacaklarını değiştirme opsiyonu var. Ancak bu opsiyonun sertliğini ve yumuşaklığını yine içinde bulunduğu toplum belirliyor. Basit bir örnek ile bugün Amerika'da yada Avrupa'da bir çocuk istediği okulda istediği dersi alır, istediği mesleği seçer, eşittir kaderini yönlendirme mevzusu. Ama bu durum Suriye'de veya Afrika'da geçerli değildir. Çünkü toplum o opsiyonları kaldırmak için nesilden nesile geçecek şekilde uzun bir süredir çalışmıştır. Buradaki bireyin opsiyonu yine vardır, ancak topluluğundaki insanın nesiller boyu kendisi ve kendisi gibileri için hazırladığı sonuçlara karşı koymak zorundadır.

Kıssadan hisse, kader konusunda Tanrı'yı fazla suçlamamak lazım. Ve bu teoriye göre defter konusu gerçekse öldüğünüz zaman aslında o defterler de kapanmıyor (:
not: o son smile önemli bir ayrıntı

16 Nisan 2017 Pazar

Oyun Sektörü

   Merhaba. Bu yazımda oyunlar hakkında yazayım istedim biraz.

 Oyunlar.. Teknoloji sektörünün sigarası. Tek farkı üzerinde en azından bir zararlıdır ibaresi yok. Neden böyle düşünüyorum açıklayayım. Şu anda var olan ve bir monitor dışında etkileşimimizin olmadığı oyunlar kullanıcıya sadece zarar veriyor, hiç bir katma değeri yok.(İstisna olanlar var tabi,onları saymıyorum). Edindiğiniz işe yarar hiç bir kazanım veya beceri yok. Televizyon izlemek daha faydalı, orada en azından işinize yarayacak bir bilgiye denk gelme ihtimaliniz var.

Bilgisayarın ya da telefonun başındasınız. Kazandığınız puanlar atladığınız seviyeler hiç bir işinize yaramayacak. Ancak bunları kazanmak için en değerli varlığınız olan zamanınızdan önemli bir ölçüde harcamanız gerekecek.  Oyunlar hariç her teknolojik ürün mutlaka bir şeyden kazandırır, ya zaman kazanırsınız ya başkalarının yapması gereken ve sizin için problem olan bir şeyi çözer.

Daha önce bir iki oyun firmasından görüşme teklifi aldım, hiç düşünmeden kibarca reddettim. Çünkü benim bir parçası olduğum ürün insanlara bir katma değer vermeli, insanların gerçekten bir işine yaramalı. Para kazanmak için her yol mubah değildir bana göre. İnsanlara zarar veriyorsanız şayet aksiyon filmlerindeki kötü adamlardan pek bir farkınız yok.

Sigara ile kıyaslanamaz aslında, sigara daha masum. Nedenine gelince üstünde kocaman ibarelerle zararlarını anlatan cümleler var. Ama oyunlarda bu yok. Günümüzde 6-7 yaşlarındaki canavar gibi beyinler maalesef bu şekilde zehirleniyor. Hükümetler ya da STK'lar henüz durumun ciddiyetinin farkında değiller, ancak inanıyorum ki 10 yıl içerisinde bu saçmalığa bir düzenleme gelecek. Şimdinin gamer çocukları ileride aptal bir birey olduğu zaman durumun ciddiyetinin anlaşılacağını umuyorum. İşin bir diğer kötü tarafı da öyle çok erişilebilir durumdalar ki aslında tehlikenin farkında olan ebeveynlerin de yapabileceği pek fazla bir şey yok.

Ayrıca Tanrı'nın yerinde olsam çalışanından yatırımcısına bu sebepten ötürü affedilemez kul hakkı günahından işlem yapardım.




7 Nisan 2017 Cuma

Entity Framework Simple Mapper


Merhaba,

Bu yazımda EF kullanırken db modeller ile ViewModelleri map edebilecek bir metodu paylaşacağım. Aslında yazılmış AutoMapper vb bileşenler var Nuget üzerinde. Ancak dynamic proxy i disabled edemediğiniz durumlarda AutoMapper çalışmıyor, ya da ben beceremedim.

Bu tür mapper'lar iki tip arasında reflection ile iletişim kurup property value leri transfer ediyor. Ancak ben aşağıdaki gibi reflection kullanmak yerine Json model e serilize edip sonra istediğim diğer modele deserilize ettiğim zaman konuyu çözdüm. Tüm ilişkili tablolar düzgün bir map edilebiliyor ve dynamic proxy kullanan nesneler de destekleniyor. Kod da sadece bir kaç satır.

Buyrun;

        public static List<T> MapList<T>(object source) where T:class {
            var list = JsonConvert.SerializeObject(source,
                Formatting.None, new JsonSerializerSettings() {
                ReferenceLoopHandling = Newtonsoft.Json.ReferenceLoopHandling.Ignore
            });
            var resp = JsonConvert.DeserializeObject<List<T>>(list);
            return resp;

        }



16 Ocak 2017 Pazartesi

Gomovielist.com

Merhaba, bu yazımda ortalama güzellikle olduğunu düşündüğüm ancak diğer insanların henüz bunu doğrulamadığı bir projemden bahsedeceğim. Projenin ismi gomovielist.com

Ne işe yarıyor?
Proje film ve dizi izlemeyi seven insanlar için düşünülmüş bir proje. Kısaca kendilerine özel izleme listeleri oluşturmaları ya da arkadaşlarına tavsiye vermeleri/almaları işlemlerini yapıyor. Ve bir to-do list gibi her an bu veriler her yerden erişilebilir hale geliyor. Aslında bir timeline i olan ve filmler hakkında yorum yapılan kısımları da ekleyecektim, ancak başlangıç için basit tutmak gerektiği düşündüm.

Arayüz
Aşağıdaki gibi bir arayüz karşılıyor kullanıcıyı. Çoğu sayfada header in altındaki search bar bulunuyor. Sağ altta her sitenin neresinde olursanız olun kısayoldan liste oluşturmanıza yarayacak bir alan var. Login kısmı facebook üzerinden basitçe yapılabiliyor.
Login olduktan sonra otomatik olarak bir profil sayfası oluşuyor. Burada da listelerinizin bulunduğu alanlar var.
En üstteki bölüm kendi özel izleme listeleriniz, alttaki kısım ise arkadaşlarınızdan tavsiye almak için oluşturduğunuz listeler oluyor. Biraz daha arayüz örnekleri vereyim. Aşağıda bir tavsiye listesi var

Tavsiye listesi

Özel listelerden biri




Trends sayfasının zoomout bir görüntüsü



Minik bütçelerle oluşturduğum add verileri ile ilgili şunu paylaşabilirim, şu an için en çok italyanlar ve korelilere hitap eden bir proje olmuş. Amerikalılar ingilizler ve avustralyalılar  %0 dönüşüm ile oldukça hayal kırıklına uğrattılar beni. Türklerde ise  tanıdığım bir kaç kişiye şantaj, cebir, beddua  gibi çirkinlikler yapmak zorunda kaldım kullanmaları için. Onun için hedef kitle sınıfımda değiller.

Güncelleme:
Baya bir görüntüleniyor son günlerde. Kısaca failed (:

10 Ocak 2017 Salı

Bilinç varmıdır?

Merhaba,

Bu konu da uzun zamandır aralara kafamda aralara girip kendini geliştiren bir konu. En son Westword senaryosunda da önüme çıkınca bunun hakkında biraz daha kafa yordum. Uyumadan önce o beynin sürekli gerçek hayattan alakasız şeyleri düşündüğü zamanlarda.

Bilincin tanımı nedir diye araştırdığımız zaman "İnsanın kendisini ve çevresini tanıma yeteneği, şuur" sonucu çıkıyor önümüze.
Ama problem şu ki kendimizi ve çevremizi tanıma yeteneğimizin olduğunu yine biz onaylıyoruz.

Şimdi size aşağıda bir video örneği vereceğim. Bir Machine Learning algoritması kullanılarak gelen topun üzerinden atlamayı öğrenen bir nesne.



Burada zıplayan nesnenin 2 yeteneği var, zıplayabiliyor ve karşıdan gelen topu görebiliyor. Bir de görevi var, gelen topun kendisine değmeden geçmesini sağlamak. Ancak bir de devil yer çekimine karşı mücedele etmesi gerekecek. Bunu nasıl yapacağını kendisi programlayacak. Nesne bir süre sonra da kendisine yüklenen "topun kendine değmeden geçmesi" görevini başarıyla yerine getiriyor.

Acaba bize de bu ilkel örneğini verdiğim görevlerden bir ya da bir kaçı yüklenmiş olabilir mi? Bilinç, özgür irade diye tanımladığımız şey aslında üstteki video da zıplayan nesnenin nasıl zıplaması gerektiğini öğrenmesi için yaptığı şeylerin bir benzeri olabilir mi?

Kendimizi bir makine olarak düşünelim, ve bizleri kodlayan Tanrı izlediğimiz videodaki gibi benzer görevler yüklesin bize. Bunlar ne olabilir?

1- Hayatta Kal
2- Kendini Koru
3- Çoğal
4- Eğlen

Gerçek hayatta yaptığımız tüm eylemler, yaşadığımız tüm sevinçler, üzüntüler,dinler, savaşlar iyi ya da kötü şeyler aslında bu basit 4 amacın birine ya da birkaçına hizmet eden şeyler. Buradan da şu sonuç çıkıyor. Aslında özgür irademiz değil görevlerimiz var ve fiziksel bir bedene bağımlı olduğumuz için bu görevlerin dışına çıkamıyoruz. Sadece bu görevlere hizmet eden alt görevler planlıyoruz, tıpkı videodaki nesne gibi.

Ancak videodaki nesne ile aramızdaki fark şu. O nesne görevinin farkında, ancak kendisine bu görevin birileri tarafından verilebileceğinin farkında değil. Bu fark da bilincimizin gerçek olduğunun kanıtı oluyor.

Diğer taraftan videodaki nesnenin de bilinci olsaydı ve görevi dışarıdan birilerinin verebileceğini kavrayabilseydi, kendisine bu görevin neden verildiği ile ilgili sağlıklı bir teorisi olmayacaktı. Onun için bu teoriye göre Tanrı'nın neden bizi böyle programladığına dair sağlıklı bir fikir yürütmemiz biraz güç.

Neyse artık yatayım.


Güncelleme: Aslında ilk başlarda bunu yazmanın doğru olmayacağını düşünmüştüm ama okurum olan kitleler olmadığı için problem değil o kadar da. (:

Yukarıdaki teoriye göre özgür iradenin olmadığını çünkü bunu tanımlayabilecek bir eylemin bulunmadığından bahsediyorum. Ancak özgür irade diye tanımlayabileceğimiz bir eylem var aslında. O da tüm bu görevleri reddetmek, oynamamak. Ancak sonraki süreç ile ilgili neler beklediğini pek kestiremediğimiz için bu iyi bir seçenek gibi durmuyor.  Seçeneğimizin olması özgür irademizin de olduğu anlamına geliyor.